Canlı olan herşey gibi bizimde bir büyüme potansiyelimiz var. Bu, bize genlerle aktarılan değiştirilemez bir özellik. Ancak bu potansiyeli tam olarak kullanabilmemiz için yeterli desteğe ihtiyaç duyarız.

Her çocuk, yeteri kadar beslenirse ve oksijen alırsa büyüme potansiyelini kullanabilir. rahim içindeki bebekler için de kural aynıdır. Onların büyüme potansiyeli anne ve babalarından aldıkları genetik miras ile belirlenir ama bunu tam olarak kullanabilmeleri için yeterli besin ve oksijene, yani rahime giden kana ihtiyaçları var.

Bazı durumlarda örneğin hipertansiyon, diabet ve diğer bazı hastalıklarde rahime giden kan azalır ve dolayısıyla bebeğe giden destek azalır. İlk başlarda bebek buna göğüs gerer. Yağ ve glikojen depolarını kullanarak hayati organlarını korur. Bu hayati organlar, beyin, kalp ve böbrek üstü bezler. Bu tolerans döneminde bebek, sağlıklıymış gibi görünmekle beraber artık büyüyemez hale gelir. Kafası büyümeye devam ederken gövdesi büyüyemez.

Ancak zamanla depoları tükenince ve destek te alamadığı için, bu hayati organları da koruyamaz ve ölüme giden bir yolculuk başlar.

İşte bu duruma intrauterin gelişme geriliği (IUGR) denir. Yani bebek, anne rahminde fayda değil zarar görür hale gelmiştir.

Hamile bir kadında bu durum saptandığında haftasına göre gerekli ön hazırlık yapılarak artık doğum gerçekleştirilir ve içeride sıkıntıda olan bebek doğurtulur.

Bu durumda olan bebeklerin doğum sonrasında da özenli bakımı ve yakın takibi gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.